Al işte. Evet. OF.

Bende göz var.
Finansa da kafam girsin.
İmza: kemçük

Bende göz var.

Finansa da kafam girsin.

İmza: kemçük

Boş

-Çok üşeniyorum. O yüzden böyle.

-Sabah Çiğdem’e gitmek üzere evden çıktığım an Murphy tepeme dikildi ve bütün kırmızı ışıklarda, dolu olmadığı için 10 km’yle giden dolmuşlarda kendisiyle küfürleştik. Gittiğimde, telefonda sürekli nerde kaldığımı sormak suretiyle yol boyu beni taciz eden Pelin ve Duygu’nun çayı güzel demleyemediğini gördüm, çemkirdim. “Düğün” isimli Türk filmini izleyerek kahvaltı yaptık. 

-“Soğuk Bir Berlin Gecesi”ne gittim. O saatlerde annemlerin Ankara’da askerliğini yapmakta olan kuzenimi ziyarete gitmiş olmaları bir miktar vicdan muhasebesi yapmama sebep oldu. Fakat oyun akıyor. Yapacak bir şey yok.

-Reyyan’ın doğum günü için kocaman bir yaş pasta alıp (telefonda “oturuyoruz” dediği için çoğul düşünmüştüm fakat totalde üç kişi olabiliyormuşuz en fazla), pastayı yemek için çatal-bıçak ve en önemlisi mum almayı unutuşumdan beri basiretim çözülmek bilmedi. Üzerinde düşünmem gereken bütün konuları, konu geçtikten sonra düşünüyorum. 

-İpodumun kılıfı dolmuşun arka koltuklarının arasındaki boşluktan aşağı düştü. Sonra, canım almak istemedi. Almadım. 

-İki hafta sonra 150 kişilik amfide sunum yapacağım. Grup içinde görev dağılımı yaptık ve en kaypak kısım olan marketing’i seçtim. Sunumda giymek için topuklu ayakkabı alan kızlar var. 

-Ocağı açık bırakıp bilgisayara daldım. Mantar yandı.

-Ogün’le bütün fotoğraflarımızda nişanlı çift gibi çıktığımız söyleniyor. Bir açıklama getiremedik.

seçme geliyorlar

Merhaba. Öncelikle; “uniform”un Türkçe’deki karşılığını “yeknesak” olarak veren sözlüğe, ve kütüphanede küçücük yazılı ders kitaplarını okurken lenslerimin gözüme saplandığını hissetmemle birlikte vuku bulan acıyı gidermek amacıyla kendime boş bir kırmızı koltuk bulup kıvrıldığımda, cam kenarlarından girip üzerime yaldır yaldır vuran rüzgara söylemek istediğim bir şey var. Allah da sizin belanızı versin! Evet. Bugün marketing finalim vardı. Şu anki şımarıklığımın, saatlerdir boş beleş işlerle uğraşıyor oluşumun, kapıdan girdiğimde ayakkabılığın üzerine koyduğum kitapların hala orada duruyor olmasının sebebi sınavımın iyi geçtiğini düşünüyor olmamdır. Eğer yanlış düşünüyorsam da önemi yok. Bütün derslerden CC aldığım takdirde - ki CC’nin 100 üzerinden 70’e tekabül ettiğini düşünürsek fazlasıyla başarılı olduğuna inanıyorum - not ortalamamın 2.00 olacağı bir dünyada yaşıyoruz. Bence, adaletsizliğin daniskası. Kaldı ki hepsinden CC alamam da zaten. Neyse. Amacım final dönemi yazısı yazmak değildi. Bir hafta önce tanık olduğum bir olaydan bahsedip aranızdan ayrılacağım.

Geçtiğimiz pazartesi çarşı bölgesinden dolmuş duraklarına yürüdüm. Saat 15.00 sularıydı ve hava yeterli derecede aydınlıktı. Sağ tarafı ağaçlıklı olsa da orman olabilecek kadar sık olmayan yolda bir miktar yürüdüm. Yolun dolmuş duraklarına gelirken içeri doğru kıvrıldığı noktaya gelmiştim. Birkaç adımdan sonra Kızılay dolmuşunu görebilecektim. Etrafıma bakınırken yolun hemen kenarındaki ağaçlıkların içinde bir karaltı gördüm. Bu, yola arkasını dönmüş vaziyette ayakta duran ve bulunduğum yerden en fazla dört metre uzaklıkta bir adamdı. Kafasını sağa sola çevirerek gelen giden olup olmadığını kontrol etti. Anlamak istemesem de, ağaçların kendisini gizlemesi imkansız olduğu için kabak gibi ortada duran adam, oraya işiyordu. Gördüklerimi sorgulayarak yürüdüm ve normal bir insanın okulda insan ve araba akışının en yoğun olduğu noktalardan birinde güpegündüz ihtiyaç gideren birini görme ihtimali üzerine düşündüm. Durağa gittim. Dolmuş oradaydı. İçinde ve önünde bekleyen bir takım insanlar vardı. Fakat, şoför mahallinde oturan kimse yoktu. Cam kenarında bir koltuk seçip korkuyla beklemeye başlamıştım ki, adamın ağaçların arasından pantolonunun belini düzelterek çıktığını gördüm. Adam yürüdü, yürüdü, yürüdü, dolmuşun dibine geldi, şoför kapısını açtı ve bindi. O an hissettiklerimi size açıklamam mümkün değil. Neyse ki tam para verebilecek ve para üstü almayacaktım. Yine de… Hiçbirimizin cebindeki paranın nereden geldiği belli değil. Ve bir süredir bu durum beni fazlasıyla üzüyor. 

Görüşmek üzere.

2011’e Devrim Stadyum’unda girmiştim. Hiç de bir numarasını görmedim. Beş ay sonra stadyumda kusmuş olmamdan başka herhangi bir samimiyetimiz olmadı. Eğer 2010’u sollayabilseydi, ki az uğraşmadı, hayatımın en berbat senesi olabilirdi. Tabii ki buna izin verecek değildim. Bir sürü insan tanıdım. Bir kısmı deliydi. Bir kısmı sonradan delirdi. Bir kısmı da zaten deliymiş, ben geç farkına vardım. Zaman dörtnala koşmasa neyse de, koşuyor. Benim canım sağ olsun. 2011’den hiç bir şey beklemedim. Ama 2012’den beklentim büyük. LÜTFEN! Şu orospu çocuğu sensörlerini yapın da, rahat edelim artık.

anlamıyorum

Kulaklıklarını takarsın. Şafıl üzülmeli bir şarkı hediye eder. Daha iyi hissettirecek bir tanesini bulup açana kadar ipodun şarjı bitecektir. Ellemezsin. Zaten üzülmüşsündür bir kere. Otobüste yalnızsındır. Son dersten önce başlayan mide bulantın, kendini hatırlatır. Trafik vardır. Kırmızı ışık yanar. Sonra yeşil yanar, ama otobüs hareket etmez. Sonra yine kırmızı…Aslında ortalamanın üzerinde iyi bir gün geçirdiğini, neden böyle olduğunu düşünürsün. Gün içinde “N’aber?” “Nasılsın?” dan sonra en sık kullandığın cümleyi kurarsın içinden. “Öyle saçma şey mi olur lan?”. Ha, bir de “Deli galiba.” var. Durağa gelirsin. Daha yeni ısınmıştır ellerin halbuki. İnersin. Soğuk, saç diplerinden beyninin içine işler. Ellerin acır. Ayaklarını sürüklersin. Botların ağır gelmeye başladığı için adımlarını istediğin büyüklükte atamazsın. Markete girersin. Kepek ekmeği alırsın. Eve gelirsin. Telefon gelir. Kötü bir haber alırsın. Çok az tanıdığın, hatta belki de hiç tanımadığın biriyle ilgili, çok kötü bir haber alırsın. Bu sefer sahiden, çok üzülürsün. Anlam veremezsin. İnsanın yaşamayı istememesi için bir sebep ararsın. Bulamazsın. Öylece durup, kötü olan güne küfredersin.

yeri gelmişken

“Galiba çılgınsal bir Beatles coverı çalıyor. Emin de olamadım. Ne olacak bu Behzat aşkımız? O oyunu bir süre daha izleyemezsem ağzımda gözümde dev yaralar açılacak bence. Bana öyle geliyor ki…” (22.02.11)

“…İyice korsan işler bişeyler. Hukuk okuyan adamım lan ben. Erdal’dan bahsetmezsem ayıp olur. Erdal’ın burnu, saçı… Oy. O oyuna gidilecek. Nejat. Pis herif. Nejat’ın ağzını yüzünü kırıp, kulağının arkasını teşhise göndericem…”(25.02.11)

“Dünya emekçi kadınlar günün kutlu olsun. Kadınlar dünya emekliyor. Eheh. Az sonra Erdal göreceğimiz için herkes şöyle bir akıllı olmalı. Kolumu kırsalar çolak kalırım. Akif Amca dev bir çılgın olduğu için az önce burada büyük heyecanlar yaşandı. Kar da tozuyor. Tozumasa neyse de. Akşam Erdal göreceğimiz için sorun yok. Ay ne biçim de çay koymaya gittin, ben de şunu yazdığım için el kol bağlı kaldım burda. Oy. Coldplay çalıyor. Şimdi, şunu sakın unutma ki her temas iz bırakır. Bir de evet. Bağan aradı. Bağan telefonu açtı, kontörünü yedi. Bağan çok ayıp etti. Behzat Ç. oynarken kanal değiştirmek Behzat’ta rastlayamayacağımız bir küfür tarzı.” (08.03.11.)

“Bir Delinin Hatıra Defteri’ne biletim olduğu zaman kar yağıyor. Bu da böyle bir özelliğim. Az önce Erdal gördüm. Sinirim bozuldu yazamıycam… 

…Şubat’tan sonra gelen Ocak ayı. Kafam çok güzel oldu. Ben hayatımda böyle şey görmedim lan. Bence gerçekte deli de akıllı rolü yapıyor. Kafam gerçekten güzeller güzeli oldu. İnsanlar ne acayip. Mesela Erdal’ı ele alalım. Göbeği ensesi falan var. Ama hiç oralı değil. Gerçekten çok acayip. Mesela burnu. O burnu al getir, akşama kadar incelesen içinden çıkamazsın. burun lan bu! Delikleri falan var. 23 tane kalem yonttum.” (10.04.11)

“… Elvin’in kilo vermesi beni neşelendirdi. Beşikçioğlu ailesinin sapıklarıyız galiba. İlkolkulda tatilden dönünce yazmayı birazcık unutmuş olurduk. Öyle hissettim…”(ayın kaçı olduğunu bilmiyorum)

“Bugün tabii ki ayın 28’i. Bugün Son Hafriyat çünkü. Bugün bizi kalplerine gömecek çakallar Fesleğen, hellim ve patlıcanı aynı potada eritmeyi akıl eden zekaya saygılarımı sunuyorum…”(28.10.11)

                                                                                 Reyyan K.

-Son bir saat. Günün anlam ve önemine uygun bir harekette bulunmak istedim. Ayrıca, sapık olabiliriz gerçekten. Bilemiyorum.-

Artık ders çalışmam lazım. Başlamaya korkuyorum çünkü çeptır çeptır ve altından kalkamama ihtimalim hayli örseleyici. Bir de beş bölümdür ağlatan Mecnun gerçeği var ve ben yalnızken çay demlemeye çok üşeniyorum. Yine gece olmuş ben fark etmeden işte. Hayat bazen çok mu şey? Sanki. 

Artık ders çalışmam lazım. Başlamaya korkuyorum çünkü çeptır çeptır ve altından kalkamama ihtimalim hayli örseleyici. Bir de beş bölümdür ağlatan Mecnun gerçeği var ve ben yalnızken çay demlemeye çok üşeniyorum. Yine gece olmuş ben fark etmeden işte. Hayat bazen çok mu şey? Sanki.